İçeriğe geç

220 volt insana ne yapar ?

Kayseri’nin Soğuk Akşamlarında Başlayan Hikâye

Kayseri’de kış akşamları hep biraz ağır gelir bana. Sokak lambalarının sarı ışığı bile üşür gibi titrerken, evin içinde sessiz bir uğultu olur. Ben 25 yaşındayım ve çoğu zaman odamda oturup günlük yazıyorum. Yazdıklarımın çoğu kimseye gösterilmeyecek türden; bazen sadece içimde birikenleri dışarı atmak için kelimelere tutunuyorum.

O akşam da öyleydi. Dışarıda kar yeni yeni başlamıştı, ince ince ama inatçı bir şekilde. Babamın eski atölyesinden kalma küçük bir çalışma masam vardı odamda. Üzerinde kablolar, eski bir lamba, yarım kalmış projeler… Elektrik işlerine hep merakım vardı ama bu merakın içinde hep bir tedirginlik de taşırdım. Çünkü elektrik, hem hayat gibi hem de ölüm gibi; ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir şeydi.

O gün internette gezinirken karşıma tuhaf bir soru çıktı: “En az kaç volt öldürür?”

Bir an durdum. Parmaklarım ekrana değmedi. İçimde garip bir sıkışma oldu. Sanki bu soru sadece teknik bir merak değilmiş gibi, daha derin bir yere dokundu. Cevap aramak istedim ama aynı zamanda korktum da. Çünkü bazı soruların cevabı öğrenildiğinde insanın içinden bir şey eksiliyormuş gibi hissedilir.

Merak ile Korku Arasında

“220 volt insana ne yapar” konusunda doğru bilgiye ulaşmak isteyenler için kapsamlı bir içerik hazırladık.

O sırada kendimi hatırladım. Küçükken babamın yanında priz tamir ederken hissettiğim o heyecanı… “Dokunma” dediği yerler vardı, dokunmadığım ama hep bakakaldığım yerler. O zamanlar elektrik bana bir oyun gibi gelirdi. Şimdi ise aynı şey, içimde daha ağır bir anlam taşıyordu.

Kafamın içinde sürekli aynı düşünce dönüyordu: Elektrik gerçekten tek bir sayı ile açıklanabilir mi? Bir şeyin “şu kadar olursa öldürür” diye net bir çizgisi olabilir mi? Yoksa her insanın kalbi, vücudu, dayanıklılığı, o anki hali bambaşka bir sonuç mu yaratır?

Bunu düşünürken elimdeki eski lambayı söktüm. Kabloların içindeki bakır telleri görünce içimden garip bir huzursuzluk geçti. Sanki her şey çok ince bir denge üzerine kuruluydu ve ben o dengeyi yanlış bir hamlede bozabilirdim.

Atölyede Geçen Gece

O gece atölyeye indim. Babam çoktan uyumuştu. Ev sessizdi. Sadece duvarlardan gelen eski boruların sesi vardı. Işığı açtığımda floresan lamba bir an titredi, sonra sabitlendi.

Elimde bir multimetre vardı. Küçük, sıradan görünen ama içinde ciddi bir dünya taşıyan bir alet. Ölçümler yaparken aklımdan şu geçiyordu: İnsanlar genelde her şeyin ölçülebilir olduğunu sanıyor. Voltaj, akım, direnç… Hepsi bir sayı. Ama ya insan?

İnsan neyle ölçülür?

O an “en az kaç volt öldürür” sorusu tekrar aklıma geldi. Ama bu kez bir sayı gibi değil, bir kırılganlık gibi. Çünkü bazı şeylerin sınırı yoktur aslında. Elektrik de öyleydi. Koşullara göre değişen, anlık bir hata ile geri dönülmez sonuçlar doğurabilen bir şeydi. Bunu düşünmek bile içimi ürpertiyordu.

Elimi kablolara yaklaştırdım ama dokunmadım. Sadece yaklaştırdım. İçimdeki korku, merakımı bastırdı. O an anladım ki bazı bilgiler insanı güçlendirmez, sadece daha dikkatli yapar.

Bir Anın İçinde Değişen Her Şey

Ertesi gün şehir daha griydi. Kayseri’nin o sert rüzgârı yüzüme çarparken, kafamda hâlâ aynı düşünce vardı. İnsan neden böyle sorulara takılır? Neden “ölüm” kelimesi geçen bir merak, bu kadar çekici olabilir?

Bir arkadaşım aradı o gün. Uzun zamandır görüşmemiştik. Sesinde bir yorgunluk vardı. Hayatın onu biraz ezdiğini hissettim. Konuşurken bir ara sustuk. Sessizlik uzadı.

O sessizlikte düşündüm: Belki de elektrikle ilgili sorular, aslında hayatla ilgili soruların başka bir şekliydi. “Ne kadar dayanabilirim?” “Nerede kırılırım?” “Ne zaman biterim?” gibi soruların teknik bir kılıfıydı sadece.

O gün içimde bir hayal kırıklığı büyüdü. Çünkü bazı şeyleri öğrenmek istememin nedeni merak değilmiş gibi geldi bana. Sanki kontrol etme isteğiymiş. Her şeyi bilerek güvende kalabileceğimi sanma yanılgısı.

Elektriğin Sessiz Gerçeği

Günler sonra tekrar atölyeye indiğimde lambayı tamir etmeye karar verdim. Bu kez daha dikkatliydim. Kabloları incelerken aklımdan sürekli şu geçiyordu: Elektrik görünmezdir ama etkisi gerçektir. Tıpkı bazı duygular gibi.

O sırada bir şey fark ettim. Elektrik hakkında en tehlikeli şey, onun “küçük görünmesi”ydi. İnsan bazen küçük şeyleri hafife alır. Ama küçük görünen şeyler, yanlış koşullarda büyük sonuçlar doğurabilir.

İşte o an içimde bir farkındalık oluştu. Aslında sorunun cevabı bir sayı değildi. Çünkü hayat böyle çalışmıyordu. Bir şeyin sonucu, sadece onun büyüklüğüne değil, koşullara, zamana, insana bağlıydı.

Ben bunu düşünürken elimdeki kabloyu yerine taktım. Lamba yandı. Ama içimde başka bir şey daha yandı. Sanki uzun zamandır anlamadığım bir şey, sessizce yerine oturmuştu.

İçimde Kalan Soru

O günden sonra “en az kaç volt öldürür” sorusuna tekrar dönmedim. Ama bu sorunun bende bıraktığı iz kaldı. Çünkü artık biliyordum: Bazı sorular cevaplanmak için değil, düşündürmek için vardır.

Kayseri’nin gecelerinde yürürken bazen elektriği değil, kendimi düşünür oldum. Ne kadar kırılgan olduğumu, ne kadar kolay etkilenebileceğimi… Ama aynı zamanda ne kadar güçlü olabileceğimi de.

Hayatın içinde bazen bir kablo gibi hissediyorum kendimi. Bir ucum geçmişe bağlı, diğer ucum geleceğe. Arada akan şey ise benim seçimlerim, korkularım, umutlarım.

Ve her seferinde şunu hatırlıyorum: Önemli olan ne kadar “yük” taşıdığın değil, o yükü nasıl taşıdığın.

Sonra Gelen Sessizlik

Şimdi yine odamdayım. Günlüğümü açtım. Dışarıda rüzgâr var. Elektrik lambası hafif hafif titriyor. Belki şehirde bir yerde bir trafo çalışıyor, belki de sadece rüzgârın oyunu.

Ama ben artık o eski soruya aynı yerden bakmıyorum. Çünkü bazı şeylerin cevabı sayılarda değil, yaşananlarda gizli.

Ve ben yaşadığım her şeyden şunu öğrendim: İnsan bazen en çok, cevap ararken kendine yaklaşır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mecidiyeköy escort
https://safderun.com.tr https://coc.com.tr https://noh.com.tr Sitemap
ilbetgir.net