İçeriğe geç

Türkiye’nin su ayak izi ne kadardır ?

Türkiye’nin Su Ayak İzi Ne Kadardır? Bir Damlanın Ardındaki Toplumsal Hikâye

Bir musluğu açtığımızda çoğumuzun aklına akan suyun faturaya yansıyan kısmı geliyor. Duşta geçen birkaç dakika, bulaşık makinesinin çalışması, bahçenin sulanması… Oysa suyun hikâyesi muslukta başlamıyor ve orada bitmiyor. Kahvaltıdaki ekmeğin, sofradaki peynirin, giydiğimiz pamuklu tişörtün, marketten aldığımız sebzenin, hatta dışarıda içtiğimiz bir fincan kahvenin arkasında da görünmeyen bir su kullanımı var.

Bu yüzden “Türkiye’nin su ayak izi ne kadardır?” sorusunu yalnızca teknik bir çevre sorusu olarak düşünmek bana eksik geliyor. Çünkü suyu nasıl kullandığımız; nerede yaşadığımız, ne kadar kazandığımız, hangi gıdaları tüketebildiğimiz, ev içindeki işleri kimin yaptığı, tarım politikalarının nasıl şekillendiği ve hangi toplumsal grupların karar alma süreçlerine katılabildiğiyle yakından ilişkili.

Türkiye’nin toplam su ayak izi için kullanılan yaygın hesaplama yaklaşık 140 milyar m³/yıl düzeyindedir. Bu ayak izinin yaklaşık %89’u tarımdan, %7’si evsel kullanımdan ve %4’ü endüstriyel üretimden kaynaklanmaktadır.

Su Verimliliği

+1

Fakat bu büyük sayıyı anlamlandırmak için önce “su ayak izi” dediğimiz şeyin ne olduğuna bakmak gerekiyor.

Su Ayak İzi Nedir?

Bu içerik, Türkiye’nin su ayak izi ne kadardır konusunu farklı açılardan anlamak isteyen Deniziletisim okurları için hazırlandı.

Su ayak izi, en basit ifadeyle bir ürünün, hizmetin, bireyin ya da toplumun doğrudan ve dolaylı olarak kullandığı tatlı su miktarını ortaya koyan bir göstergedir. Buradaki kritik nokta “dolaylı” kelimesidir.

Örneğin evde musluktan günde 150 litre su kullandığınızı düşünelim. Bu sizin doğrudan su kullanımınız olabilir. Ancak yediğiniz gıdanın üretiminde, giydiğiniz kıyafetin hammaddesinde veya satın aldığınız ürünün üretim sürecinde kullanılan su da sizin sanal su kullanımınızın parçasıdır.

Yeşil, mavi ve gri su ayak izi

Su ayak izi genellikle üç temel bileşen üzerinden değerlendirilir:

  • Yeşil su ayak izi: Özellikle tarımsal üretimde toprağa düşen yağışın bitkiler tarafından kullanılan bölümünü ifade eder.
  • Mavi su ayak izi: Nehir, göl, baraj ve yeraltı suyu gibi yüzey ve yeraltı tatlı su kaynaklarından çekilip tüketilen suyu ifade eder.
  • Gri su ayak izi: Üretim veya tüketim sonucunda oluşan kirliliği belirli bir kalite standardına getirmek için teorik olarak gereken tatlı su miktarını ifade eder.

Dolayısıyla su ayak izi yalnızca “musluktan kaç litre su aktı?” sorusunun cevabı değildir. Üretim, tüketim, ticaret, gıda tercihleri ve çevresel etkiler arasındaki ilişkiyi görünür kılmaya çalışır.

Türkiye’nin Su Ayak İzi: 140 Milyar Metreküplük Görünmeyen Ekonomi

Türkiye’nin su ayak izinin yaklaşık 140 milyar m³/yıl olarak hesaplanması oldukça çarpıcıdır. Üstelik bunun yalnızca küçük bir bölümü evlerde doğrudan kullandığımız sudan oluşur. En büyük pay tarımsal üretimdedir.

Su Verimliliği

Bu noktada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: su ayak izi ile su kaynaklarından çekilen su miktarı aynı şey değildir.

TÜİK’in 2024 Su ve Atıksu İstatistikleri’ne göre Türkiye’de araştırma kapsamındaki belediyeler, sanayi kuruluşları, termik santraller, OSB’ler, maden işletmeleri ve köyler tarafından su kaynaklarından toplam 20,3 milyar m³ su çekilmiştir. Belediyelerde kişi başına içme ve kullanma suyu şebekesine çekilen ortalama miktar ise 255 litre/gün olarak hesaplanmıştır.

Veri Portalı

Bu iki rakamın birbirinden farklı olması şaşırtıcı değildir. Çünkü su ayak izi üretim ve tüketimin tamamındaki görünmez su kullanımını da hesaba katar.

Türkiye su zengini bir ülke mi?

Burada başka bir kavram daha devreye giriyor: kişi başına düşen kullanılabilir su.

DSİ’nin 2024 faaliyet raporunda Türkiye’nin teknik ve ekonomik olarak kullanılabilir su potansiyeli yaklaşık 112 milyar m³/yıl, 31 Aralık 2024 nüfusu ise yaklaşık 85,7 milyon olarak veriliyor. Bu verilere göre kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı yaklaşık 1.308 m³/yıl düzeyindedir. DSİ, 1.700 m³/yıl üzerini su açısından zengin ülke kategorisi için kullanılan eşik olarak belirtirken Türkiye’nin bu düzeyin altında olduğunu vurguluyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı

Dolayısıyla Türkiye’yi sınırsız su kaynaklarına sahip bir ülke gibi düşünmek doğru değil. Asıl mesele, suyun miktarı kadar nerede bulunduğu, ne zaman bulunduğu, kim tarafından kullanıldığı ve hangi amaçla tahsis edildiği.

Su Ayak İzinin %89’u Neden Tarımdan Geliyor?

Burada sosyolojik açıdan çok önemli bir noktaya ulaşıyoruz.

Türkiye’de su tüketimini bireysel davranışlar üzerinden tartıştığımızda genellikle duş süresi, musluğun açık bırakılması veya bulaşık yıkama alışkanlıkları gündeme gelir. Bunların elbette önemi vardır. Fakat ülkenin toplam su ayak izinin yaklaşık %89’unun tarımdan gelmesi, meselenin bireysel davranışların çok ötesinde olduğunu gösteriyor.

Su Verimliliği

Bir çiftçinin hangi ürünü ekeceği yalnızca kişisel tercih değildir.

Çiftçinin seçimi gerçekten ne kadar özgür?

Bir üreticiye “Daha az su tüketen ürünü ek” demek ilk bakışta mantıklı görünebilir. Fakat çiftçinin karşısında ürün fiyatları, borçlar, sulama altyapısı, destekleme politikaları, pazara erişim, iklim koşulları ve alıcıların talepleri vardır.

2026’da Burdur Gölü Havzası üzerine yapılan ve yedi köyden 41 çiftçiyle gerçekleştirilen görüşmelere dayanan araştırma, uzun süreli kuraklık, azalan yağış ve yeraltı suyu kaybının verim kayıpları, yükselen sulama maliyetleri ve geçim belirsizliği yarattığını gösteriyor. Araştırmada bazı çiftçilerin damla sulamaya veya daha az su isteyen ürünlere yöneldiği; ancak bu değişimin ekonomik eşitsizlikler ve istikrarsız piyasalar nedeniyle sınırlı kaldığı belirtiliyor.

Doga Dergi

Burada “su tasarrufu” artık bireysel ahlak meselesi olmaktan çıkıp ekonomik yapı meselesine dönüşüyor.

Suyun Sosyolojisi: Aynı Ülke, Farklı Su Deneyimleri

Türkiye’de suyu herkes aynı şekilde yaşamıyor.

Büyükşehirde yaşayan yüksek gelirli bir kişi için su, musluktan akan ve faturası ödenen bir kamu hizmetidir. Kuraklık döneminde bahçesini daha az sulaması veya havuzunu daha az kullanması mümkündür.

Başka bir bölgede yaşayan küçük üretici içinse su, doğrudan gelir anlamına gelebilir. Tarlasına yeterli su ulaşmadığında yalnızca daha az su tüketmiş olmaz; ürününün verimi düşebilir, geliri azalabilir, borcu artabilir ve sonunda göç etmek zorunda kalabilir.

Bu nedenle eşitsizlik, su krizinin yalnızca ekonomik sonucunda değil, krizin kendisinde de bulunmaktadır.

“Su tasarrufu yap” kime söyleniyor?

Toplumda su tasarrufu çağrıları çoğu zaman bireylere yöneltiliyor: Musluğu kapat, daha kısa duş al, çamaşır makinesini daha verimli kullan…

Bunlar yapılabilir ve yapılmalıdır. Fakat aynı zamanda şu soruyu da sormamız gerekiyor:

Bireyin tüketimini azaltmasını isteyen sistem, üreticinin, sanayicinin veya büyük ölçekli işletmenin su kullanımını nasıl düzenliyor?

Bu soru toplumsal adalet açısından önemlidir.

Çünkü su kıtlığının maliyetini herkes aynı ölçüde üstlenmiyorsa, “hepimiz eşit derecede sorumluyuz” demek gerçeğin yalnızca bir bölümünü anlatır.

Toplumsal Cinsiyet ve Su: Evdeki Görünmeyen Emek

Su meselesinin bir başka boyutu da toplumsal cinsiyettir.

Ev içindeki su kullanımını düşündüğümüzde temizlik, yemek, çamaşır, çocuk bakımı ve yaşlı bakımı gibi işler akla gelir. Bu işlerin toplumsal dağılımı ise cinsiyet rollerinden bağımsız değildir.

Türkiye’de kırsal alanlardaki araştırmalar, kadınların su yönetimi ve tarımsal üretimde önemli roller üstlenmesine rağmen karar alma süreçlerinde aynı ölçüde görünür olmayabildiğini ortaya koyuyor. Türkiye’de kırsal kadınların su yönetimindeki rolünü inceleyen çalışmalar, kadınların özellikle geçimlik üretim ve hane bahçeleri gibi alanlarda aktif olduğunu; ancak sulama ve teknik projelerde kültürel sınırlamalar nedeniyle dışarıda kalabildiğini gösteriyor.

om.ciheam.org

Bu durum yalnızca Türkiye’ye özgü bir problem de değil. FAO, kadınların tarımda suya erişim, sulama teknolojileri ve su yönetimi kurumlarına katılım konusunda çeşitli engellerle karşılaşabildiğini; su yönetimi kararlarında kadınların temsilinin çoğu yerde sınırlı olduğunu vurguluyor.

FAOHome

Hasankeyf çevresinde kuraklık ve değişen kadınlık rolleri

Dicle Havzası’ndaki Hasankeyf çevresinde 12 köyde kadın odak gruplarıyla yürütülen bir araştırma, kuraklığın tarımsal üretimi sulanan pirinçten daha kuru koşullara dayanabilen buğday üretimine doğru değiştirdiğini ortaya koymuştu. Araştırma aynı zamanda erkeklerin mevsimsel göçünün artmasıyla kadınların tarımsal sorumluluklarının genişlediğine ve tarımın giderek “kadınlaştığına” işaret ediyor.

HRPUB

Bu örnek bana su krizinin yalnızca “su azalıyor” şeklinde anlatılamayacağını düşündürüyor.

Su azalıyor.

Ardından iş bölümü değişiyor.

Göç değişiyor.

Hane içindeki sorumluluklar değişiyor.

Kadınların ve erkeklerin toplumdaki rolleri yeniden şekilleniyor.

Yani fiziksel çevredeki değişim, sosyal yapıya dokunuyor.

Su, Güç ve Karar Alma Mekanizmaları

Su yönetimi aynı zamanda bir güç meselesidir.

Bir havzada suyun nereye gideceğine kim karar veriyor? Tarım mı öncelikli olacak, sanayi mi? Bir barajın inşa edilmesi kimin hayatını değiştirecek? Yeraltı suyunun kullanımına kimler erişebilecek? Sulama altyapısının yatırım önceliğini kim belirleyecek?

Güneydoğu Anadolu’daki sulama dönüşümlerini inceleyen Leila Harris’in çalışması, su peyzajındaki değişimlerin yalnızca ekonomik sonuçlar yaratmadığını; toplumsal cinsiyet, geçim biçimleri, arazi sahipliği ve etnik farklılıklarla birlikte sosyal ilişkileri yeniden şekillendirdiğini ortaya koyuyor.

Sage Journals

Benzer biçimde büyük ölçekli sulama yatırımlarının Güneydoğu Anadolu’daki etkilerini inceleyen bir başka çalışma, sulama altyapısının bazı gruplar için fırsatlar yaratırken topraksızlar, yoksullar, bazı kadınlar ve hayvancılıkla geçinen kesimler açısından yeni kırılganlıklar oluşturabildiğini gösteriyor.

ScienceDirect

Bu nedenle “su yatırımı yapıldı, herkes kazandı” şeklindeki basit anlatıların yerine daha karmaşık bir tabloya bakmak gerekiyor.

Gıda Tercihlerimiz ve Görünmeyen Su

Su ayak izinin bireysel boyutunu tamamen göz ardı etmek de doğru olmaz.

Boğaziçi Üniversitesi’nde 2019 yılında öğrenciler ve personel üzerinde yapılan bir araştırma, doğrudan su kullanımının yanında beslenme, alışveriş ve ulaşım gibi davranışların sanal su ayak izini etkilediğini ortaya koydu. Çalışmada özellikle et tüketiminin su ayak izine en fazla katkıda bulunan faktörlerden biri olduğu görüldü; araştırmaya katılan ortalama öğrencinin su ayak izinin Türkiye ve dünya ortalamalarının üzerinde olduğu hesaplandı.

Springer

+1

Burada yine sosyoloji devreye giriyor.

Bir kişinin ne yediği sadece “kişisel seçim” değildir.

Gelir düzeyi, aile alışkanlıkları, yaşanılan bölge, kültürel mutfak, market fiyatları ve sosyal çevre bu seçimi etkiler.

Dolayısıyla “daha az et tüket” demek ile “herkesin sağlıklı ve sürdürülebilir gıdaya ekonomik olarak erişebildiği bir gıda sistemi kurmak” aynı şey değildir.

Türkiye’nin Sanal Su Ticareti: Suyu Sınırların Ötesine Taşımak

Türkiye’nin su ayak izini yalnızca ülke sınırları içerisinde düşünmek de eksik kalır. Çünkü ticaret yoluyla aslında su da hareket eder.

Bir ülke su yoğun bir tarım ürününü ihraç ettiğinde, o ürünle birlikte üretim sırasında kullanılan suyun sanal bir bölümünü de dışarı göndermiş olur. Tersine, su yoğun bir ürünü ithal ettiğinde üretimde başka ülkelerin su kaynaklarından yararlanmış olur.

Türkiye’nin 2002–2019 dönemindeki tarımsal ticaretini 326 ürün ve 192 ticaret ortağı üzerinden inceleyen akademik bir çalışma, sanal su ticaretinin Türkiye’nin su kaynakları, tarımsal faaliyetleri ve ticaret yapısıyla güçlü biçimde bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor.

ScienceDirect

+1

2024 tarihli başka bir çalışma ise Türkiye’nin tarımsal ihracatıyla bağlantılı yıllık yaklaşık 5,9 milyar m³ sanal suyun ihraç edildiğini hesaplıyor. Araştırmacılar, yüksek su ayak izine sahip fakat ekonomik getirisi görece düşük bazı ürünlerin de önemli miktarda sanal suyla birlikte ihraç edildiğine dikkat çekiyor.

DergiPark

Bu noktada soru artık “Ben evde kaç litre su harcadım?” olmaktan çıkıyor.

Şuna dönüşüyor:

Türkiye su kaynaklarını hangi ürünleri üretmek ve hangi ekonomik faaliyetleri sürdürmek için kullanıyor?

Et Üretiminden Buğdaya: Su Ayak İzinin Güncel Tartışmaları

Yeni çalışmalar, Türkiye’nin su ayak izinin tek bir ulusal rakamla açıklanamayacağını daha fazla ortaya koyuyor.

2026’da yayımlanan bir araştırmada Türkiye’de 2023 yılı hayvansal üretiminin —sığır eti, koyun-keçi eti, tavuk eti, süt ve yumurta— toplam su ayak izi 60,9 milyar m³ olarak hesaplandı. Bunun %42,3’ü sığır eti, %33,4’ü inek sütü kaynaklıydı. Araştırmada toplam hayvansal üretim su ayak izinin %87,2’sinin yeşil, %6,7’sinin gri ve %6,1’inin mavi sudan oluştuğu bulundu.

DergiPark

+1

Bu rakamlar, gıda sisteminin su meselesindeki ağırlığını anlamak açısından oldukça önemli.

Benzer şekilde 2025’te Türkiye’nin 1990–2019 dönemindeki tarımsal su ayak izini inceleyen çalışma, toplam tarımsal su ayak izindeki bazı değişimlere rağmen mavi su ayak izinin arttığını, bunun da sulamaya bağımlılığın önemini gösterdiğini ortaya koyuyor.

PubMed

+1

Dolayısıyla mesele yalnızca “daha az su kullanmak” değil; hangi suyu, hangi havzada, hangi ürün için ve hangi toplumsal maliyetle kullandığımız.

İklim Değişikliği Su Eşitsizliğini Derinleştirebilir mi?

İklim değişikliği su meselesini daha da karmaşık hale getiriyor.

Türkiye’nin farklı havzalarında su kaynakları aynı ölçüde bulunmuyor. Kuraklık da herkesi aynı şekilde etkilemiyor. Geliri yüksek bir üretici daha verimli sulama teknolojisine yatırım yapabilirken küçük üreticinin böyle bir imkânı olmayabilir.

2023 tarihli bir çalışma, Türkiye’nin 25 nehir havzasında iklim değişikliğinin su kullanılabilirliği ve tarımsal sulama üzerindeki etkilerini inceleyerek özellikle yüksek emisyon senaryosunda uzun vadede ciddi su açığı risklerine işaret ediyor. Çalışmanın RCP8.5 senaryosunda 2071–2100 dönemine ilişkin projeksiyonu, sulama suyu açısından mevcut fazlanın yerini 57,3 km³/yıla kadar çıkabilen bir açığın alabileceğini gösteriyor.

ScienceDirect

Bu tür projeksiyonları geleceğin kesin tablosu gibi okumamak gerekir. Fakat bize önemli bir sosyolojik soru soruyor:

Su azaldığında kimin yaşam biçimi önce değişecek?

Kuraklık yalnızca çevresel değil, sosyal bir olaydır

Bir çiftçinin tarlası kuruduğunda olay sadece tarımsal üretim istatistiğinde görünmez.

Ev gelirinin düşmesi demektir.

Çocukların eğitim kararlarını etkileyebilir.

Borçların artması demektir.

Göç ihtimalinin yükselmesi demektir.

Kadınların ev ve tarım içindeki yükünün artması demektir.

Yerel ekonominin küçülmesi demektir.

Dolayısıyla kuraklık, toplumsal ilişkilerin içine giren bir olaydır.

2026’da Güneydoğu Anadolu’daki Suriyeli kadın göçmenlerin su kıtlığı ve iklim değişikliğine bağlı kırılganlıklarını inceleyen güncel bir çalışma da su krizlerinin ekonomik ve sosyal olarak zaten kırılgan gruplar üzerindeki etkisinin ayrıca ele alınması gerektiğini vurguluyor.

DergiPark

Toplumsal Adalet Açısından Türkiye’nin Su Ayak İzi

Burada belki de en önemli mesele şu:

Su tasarrufu yaparken adil olabilir miyiz?

Çünkü çevre politikalarının başarısı yalnızca toplam su kullanımını azaltmakla ölçülmemeli. Bu azalmanın yükünün kimlerin üzerine bindiği de sorulmalı.

Bir ailenin su tüketimini azaltmasıyla büyük bir tarımsal üretim sisteminin su verimliliğini artırması aynı ölçekte değildir.

Bir apartman sakininin musluğu kapatması önemlidir; ancak ülkenin toplam su ayak izinin %89’unu oluşturan tarımsal yapı göz ardı edildiğinde büyük resmin önemli bir bölümü dışarıda kalır.

Su Verimliliği

Burada toplumsal adalet, suyun herkese aynı miktarda dağıtılması anlamına gelmez. Daha çok, farklı ihtiyaçların, ekonomik güçlerin ve kırılganlıkların hesaba katıldığı adil bir su yönetimi anlamına gelir.

Eşitsizlik ise yalnızca kimin daha fazla su kullandığıyla ilgili değildir. Kimin suya erişebildiği, kimin su üzerinde karar verebildiği ve su krizinin maliyetini kimin taşıdığıyla da ilgilidir.

Birey Ne Yapabilir, Toplum Ne Yapmalı?

Bireysel davranışların önemsiz olduğunu söylemek kolaycı olur. Evde suyu dikkatli kullanmak, gıda israfını azaltmak, tüketim tercihlerimizi sorgulamak ve su ayak izi konusunda farkındalık geliştirmek önemlidir.

Fakat bireyi bütün sorumluluğun sahibi yapmak da aynı derecede sorunludur.

Gerçek dönüşüm için birkaç düzeyin birlikte düşünülmesi gerekir:

Evlerde

Su tüketiminin izlenmesi, kaçakların önlenmesi, gereksiz tüketimin azaltılması ve gıda israfının düşürülmesi önemlidir.

Tarımda

Su verimliliği yüksek sulama sistemlerinin yaygınlaşması kadar, hangi ürünün hangi havzada yetiştirileceği sorusunun da bilimsel ve sosyal verilerle ele alınması gerekir.

Kentlerde

Şebeke kayıplarının azaltılması, yağmur suyunun değerlendirilmesi, arıtılmış atık suyun yeniden kullanımının artırılması ve altyapı yatırımlarının uzun vadeli iklim senaryolarına göre planlanması önem taşır.

TÜİK verileri, 2024’te arıtılan atıksuyun yalnızca %1,3’ünün sanayi, tarımsal sulama ve benzeri alanlarda yeniden kullanıldığını gösteriyor. Bu oran, döngüsel su yönetimi açısından önemli bir gelişme alanına işaret ediyor.

Veri Portalı

Karar alma süreçlerinde

Kadınların, küçük üreticilerin, düşük gelirli grupların ve su kaynaklarına doğrudan bağımlı yerel toplulukların karar mekanizmalarında daha fazla söz sahibi olması gerekir.

Çünkü suyu kullananlarla su hakkında karar verenlerin aynı kişiler olmadığı durumlarda yönetim açığı ortaya çıkabilir.

Sonuç: Türkiye’nin Su Ayak İzi Bir Rakamdan Daha Fazlasıdır

Türkiye’nin toplam su ayak izi yaklaşık 140 milyar m³/yıl olarak ifade ediliyor ve bunun yaklaşık %89’u tarımdan, %7’si evsel kullanımdan, %4’ü sanayiden kaynaklanıyor.

Su Verimliliği

Fakat bu rakamı yalnızca bir çevre istatistiği olarak okumak, bize anlatabileceği hikâyenin büyük bölümünü kaçırmak olur.

Çünkü su ayak izi aynı zamanda toplumun ayak izidir.

Hangi ürünü yetiştirdiğimizin,

hangi gıdayı tükettiğimizin,

kadınların ve erkeklerin ev ve tarım içindeki rollerinin,

çiftçinin ekonomik seçeneklerinin,

şehirlerin altyapısının,

ticaret politikalarının,

gelir dağılımının,

arazi sahipliğinin

ve karar alma gücünün suyla doğrudan ilişkisi vardır.

Belki de bu yüzden Türkiye’nin su ayak izi hakkında konuşurken “Sen musluğu kapatıyor musun?” sorusundan önce daha geniş sorular sormalıyız.

Suyu kim kullanıyor?

Kim daha fazla kullanma gücüne sahip?

Kim suyun azalmasından daha fazla etkileniyor?

Kim su politikalarını belirleyebiliyor?

Kimlerin deneyimleri karar alma süreçlerinde görünmez kalıyor?

Ve belki en önemlisi:

Kendi hayatımızda suyu yalnızca musluktan akan bir kaynak olarak mı görüyoruz, yoksa soframızda, kıyafetlerimizde, yaşadığımız kentte ve tüketim alışkanlıklarımızda dolaşan toplumsal bir kaynak olarak mı düşünmeye başlıyoruz?

Günlük hayatınızda su kıtlığını ilk ne zaman gerçekten hissettiniz? Yaşadığınız yerde suya erişim, kuraklık veya tarımsal üretim çevrenizdeki insanların ilişkilerini değiştirdi mi? Evde su kullanımı konusunda sorumlulukları kim üstleniyor? Gelir düzeyinin su tüketimi ve sürdürülebilir tercihler üzerindeki etkisini kendi çevrenizde nasıl gözlemliyorsunuz? Suyun azalmasının bedelini toplumda kimlerin daha fazla taşıdığını düşünüyorsunuz?

Bu rehberi tamamlayarak Türkiye’nin su ayak izi ne kadardır konusunda genel resmi birlikte netleştirdik.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mecidiyeköy escort ilbet giriş yap
https://safderun.com.tr https://coc.com.tr https://noh.com.tr Sitemap