İçeriğe geç

Hz İmran Hz Zekeriya’nın neyi oluyor ?

Hz İmran Hz Zekeriya’nın Neyi Oluyor?

Kayseri’nin soğuk bir kış akşamı, pencere kenarına oturmuş, karın yavaşça dökülüşünü izlerken, aklım bir yanda, kalbim başka bir yanda. O an, bazen böyle kesik kesik düşünceler geliyor ya, işte öyle bir an… Birdenbire aklıma Hz. İmran ve Hz. Zekeriya’nın hikayesi takılıyor. Bir soru takılıyor zihnime: Hz İmran Hz Zekeriya’nın neyi oluyor? Her şeyin arasında, bu soru bir şekilde ortaya çıkıyor. Bu, sadece bir bilgi arayışı değil, adeta içimde bir merak patlaması. O kadar fazla duyguyla doluyorum ki, yazmaya başlıyorum, ama işin aslı, bu sorunun cevabı bana çok şey anlatıyor. Hadi, ne kadar derin bir duygusal yolculuğa çıkabileceğimizi birlikte keşfedelim.

Bir An, Bir Sorudan Fazlası

Bugün tam olarak ne kadar içim boşalmıştı, ne kadar yalnızdım, bilmiyorum. İşin tuhaf tarafı, sanki yüreğimi parçalayan bir şey vardı ve bu, Hz. Zekeriya’nın hikayesine benziyordu. Onun hayal kırıklıklarını, üzüntülerini ve aynı zamanda büyük bir umudu. O yüzden bu soru o kadar doğaldı ki: Hz İmran Hz Zekeriya’nın neyi oluyor?

Kendimi birdenbire o zamanlarda, o anlarda, o duygularda buluyorum. Zekeriya Peygamber’in yaşadığı o derin yalnızlık duygusu… Hz. Zekeriya, yıllarca bir çocuk sahibi olabilmek için dua etmiş, her türlü mücadeleyi vermiş bir adam. Tıpkı ben gibi bazen bazı şeylere odaklanıp, yıllarca bir umutla beklediğimizde, o şeyin ne kadar uzakta olduğunu hissediyorsunuz. Bu duyguyu ne kadar iyi anlıyorum.

Sahne 1:

Kayseri’nin bir çarşısındayım, soğuk bir akşam. Vitrinlerdeki eski arabalar ve dondurucu soğuk beni biraz daha içime kapanmaya zorluyor. O an, elimdeki çayı bir yudum alırken içimden şu düşünce geçiyor: “Bazen insan bir şeyin gelmesini o kadar bekler ki, sonunda geldiğinde o şeyi beklemeye nasıl devam edeceğini bilemez.”

Hz. Zekeriya’nın duygusu tam olarak bu: Çocuk sahibi olma arzusuyla yıllarca beklemiş ve sonunda hayalini kurduğu şey, mucizevi bir şekilde gerçekleşecek. Ama o kadar büyük bir umut ve beklentiden sonra, ne yapacağını bilemeyecek kadar şaşkındır.

Gözyaşları ve Umut

Ben, her zaman duygularımı dışa vuran bir insan oldum. Duygularımı saklamak hiç içimden gelmedi. Kayseri’deki sokakları yürürken, günün her saatinde bir şeylere içimden ağlarım. İnsan bazen duygularını o kadar derin hisseder ki, gözyaşlarını saklamayı unutur. Mesela, çok uzun zamanlar boyunca sahip olmayı hayal ettiğiniz bir şeyin peşinden koşarken, o şeyin elinizden kayıp gitmesi kadar kötü bir şey yok. Hz. Zekeriya da belki böyle hissediyordu. Bir çocuk sahibi olma hayali kurmuştu yıllarca, ama yavaşça yaşlanıyor, ümidini kaybetmeye başlıyordu.

Bir gün, Rabbinin mucizesiyle, beklediği haber geliyor. Ama o an bile, o haberi alırken hissettiği şey, sadece bir “şok” değil. “Gerçekten mi? Benimle mi olacak bu?” diye düşünmüş olabilir. Hep bir ümit var, ama o ümit zamanla kaybolmuş gibi hissetmek, daha sonra gelen mucizeye inanmak zorlaşıyor. Bunu ben de çok iyi anlıyorum. Bazen bir şeyin ne kadar çok istediğimizin farkına vardığımızda, onun gerçekten gelip gelmeyeceğini sorgulamaya başlarız.

Sahne 2:

Bir sabah, gözlerimi açtığımda, karın altında Kayseri’nin bembeyaz sokaklarını görebiliyorum. Bir yanda ışıksız, sessiz bir dünya, diğer yanda kar tanelerinin her birinin birer mucize gibi yere düşüşü… O kadar bekledim ki, bazen “Gerçekten olacak mı?” diye soruyorum içimden. Sonra bir anda gözlerimden yaşlar süzüldü, çünkü o kadar uzun bir süre umudumu kaybetmişken, hayalimin önüme çıkması, bana ne kadar çok şey öğretti.

Hz. Zekeriya’nın “Gerçekten mi, ya da bir gün gelir mi?” diyerek çocuk sahibi olacağına inanması, tam da o an içimde yaşadığım hissiyatla örtüşüyor. Hayatta her şeyin, bir gün bizim de beklediğimiz mucizelere, hayallerimize ve umutlarımıza ulaşması için zamanın gerektiğini biliyoruz. Beklemek, sabır, bazen hayal kırıklığı… Sonra bir gün, bütün o beklentilerin karşılığını aldığınızda, her şey o kadar anlamlı oluyor ki.

Sonunda Gelen Müjde

Hayat bazen, tıpkı Hz. Zekeriya gibi, sabırla dolu bir yolculuk. Zekeriya Peygamber, yıllarca çocuk sahibi olabilmek için dua etmiş ve sonunda Rabbinin ona bir mucizeyi göndermesiyle büyük bir sevinç yaşadı. O an, hissettiği mutluluğu hayal edebiliyorum. Yıllarca süren bekleyişin ardından gelen müjde, aslında tüm o sabrın ve mücadelenin bir ödülüydü.

Ben de bazen hayatın bu müjdesini beklerken, birdenbire içimden bir umut doğuyor. Bu yazı, sadece Hz. Zekeriya’nın değil, her birimizin yaşadığı bekleyişlerin, sabırların ve nihayetinde müjdelerin bir yansıması. Her şeyin olduğu gibi, sabırla beklemek, her birimizin içinde bir umut taşır.

Sonunda, her şeyin doğru zamanında olduğuna inanıyorum. Tıpkı Hz. Zekeriya’nın duası kabul olurken, biz de kendi içimizdeki mucizeleri beklerken, o anın gerçekten ne kadar kıymetli olduğunu fark ediyoruz. Hayat, bazen çok zor ve belirsiz olsa da, her şeyin doğru zamanında geldiğini bilmek… İşte bu, bir mucizenin kendisidir.

O yüzden, Hz İmran Hz Zekeriya’nın neyi oluyor? sorusu, aslında herkesin hayatındaki bekleyişlerin, sabırların ve nihayetinde karşılık bulan umutların bir ifadesidir. Ve ben buna inanıyorum: Bir gün, sabrın karşılığını mutlaka alacağız.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

doulton.com.tr Sitemap
ilbetgir.net